kucağında karda ayakları çıplak
poz vermişim bebekken
her şeyden  habersiz.
omzunda şalın babam kardeşlerimle
yere çömelip gülümsemişsin.
evin çamurdan yapılıymış iki gözmüş
ne gam!
analık gururundan şenlenmişsin.
yetim büyümüşsün...
mısır sömeğinden unla ekmek yapmış
ateşsiz soğuk sularda yıkanmış
el çamaşırını ipe dizmişsin de
yüksünmemişsin !
anlatırdın....
anlatırdın dört yıl asker yolunu
parasız pulsuz
iki çocuk eşikte eksik etek
bir başına sabırla beklemişsin.
derdinki;
''hiçbir şey olmaz sebepsiz''.

iyimserliğin yollarında heder olsan da
‘’taş atana ekmek atın ‘öğüdünle büyüdük.
şikayetlerimiz kolaylaşırdı dilinde
‘’asıl acı ölüm’’  diyerek
ölümden öteye yol olmadığını
bize öğretmişsin.
ah..annem ah...! şimdi gördük!
şimdi gördük!

 

11.şubat.2007

gülden ışık/tulperde

.

 

 

Bir anneler günü daha geldi .Kim icat ettiyse etmiş işte !İyi mi etmiş ?Kötü mü etmiş?Herkese göre cevabı farklı .Bence iyi etmemiş ...Annesi yakınında,yöresinde olanlar için belki iyide,benim için,olmayanın için belki de değil.

Annem,uzun yıllardır yüreğimden bir an bile gitmese de dokunacağım yerde artık yok!ve ben,bunları yazarken ağlıyorum.Ağlıyorum ellerine sarılamayacağıma..kahkahasını duyamayacağıma..derdimi ona dökemeyeceğime..Evlatlar ne kadar bencil görüyorsunuz işte. Hala ,ona dert dökemeyeceğime ağladığımı söylüyorum...Hep de dert anlattık zaten...Fazla olmayan sevincimizi, onunla fazla paylaşamadık....Hep almak istedik ondan... fazlasını ona vermeden...Şimdi mezarına gidip ağlamanın...gidip de ‘’nasılsın annem ‘’ demenin ne faydası var ...O yol gözlerken, bizler nerelerdeydik ..!Ah annem ah !Şimdi gördük ...şimdi  gördük...

Anne,baba olmamızı bizimle paylaşan annemin ,yaşarken anneler gününü onun istediği gibi kutlamadığımızı şimdi çok daha iyi anlıyorum...Oysa küçük ,büyük bir hediyeyle kutladığımızı sanıyordum... Onun ,sadece dört papatyayı bir arada tutmak  istediğini bilemeden...Kah uzak kaldık ondan,kah aceleye getirdik ona gitmeleri...Yada hep erteledik Nasılsa ‘’yarın’’vardı...yarın giderdik...Gönlümden geçenleri istediğim gibi ona sunamadan birde baktım ki o hepten gitmiş oldu...


Annem mütavazı davranıp hiçbir şey istemezdi bizden.’’Siz yeter ki mutlu olun ,iyi olun,kardeş,kardeşe barış içinde olun bu bana yeter’’ derdi hep..Ne kadar da haklıymış.Başka hangi şey bu kadar mutlu eder anneleri ?İyi olduk mu ?Ona göre belki olmadık.Belki de olduk...Meçhul !Onu üzdük mü ? Üzmedik mi? Cevabı ,yaşadıklarımızda...Ama hep sevdik,seveceğiz....Bu meçhul değil ...Duaların en güzelini yolluyorum sana annem;
NUR İÇİNDE YAT BABAMLA BERABER


Bende anneyim.Hatta ananneyim... Ve annem gibi bende aynı şeyleri istiyorum evlatlarımdan, bu günün hatırına ; Ne bir terlik ,elbise mutlu eder beni ,ne de altın bilezik ,kolye ...
SİZ MUTLU OLUN ...BARIŞ İÇİNDE OLUN YETERKİ.... BU BANA YETERDE ARTAR BİLE

Ananne

 

.

Fikrimin ince güllerini

 

Kopartmayın ! diyorum size,

 

Kopartıyorsunuz.

 

Kendinizeymiş gibi

 

Selamlaşın renklerimle

 

Sayın ! sevmeseniz de diyorum,

 

Duymuyorsunuz.

 

Ben ‘’hak,hukuk’’ diyorken

 

Siz ‘’guguk’’ anlıyorsunuz.

 

Sahi ...

 

Siz beni ne sanıyorsunuz ?

 

Bir oraya ,bir buraya

 

Emeksiz  mal satar gibi

 

Ucuza kapatmak isteyene

 

Peşkeş çekiyorsunuz.

 

Böyle giderse bir gün

 

Bu özgürce atılan imzanızı

 

Yakılmış kağıtlarda

 

Ararsınızda  ,

 

Bulamazsınız .

 

Onun için...

 

Kaybetmeden bulun beni .

 

Kopartmayın !

 

Koparttırmayın !

 

Fikrimin

 

İnce güllerini.

 

 

24 .4.2008 Gülden Işık

 

 

.

 

 

 

 

Her güne şehit düşen askerlerin haberleriyle başlamak,şehit aileleriyle birlikte ağlamak ,sanki kaderimiz oldu.Ölmeden ,öldürmeden yok mu bunun bir çaresi !

 

Askere uğurlanan gençler ‘’Şehitler ölmez vatan bölünmez’’ diyorlardı yine …Türk bayrağıyla sarılmış  tabutlar üstüne kapanıp ağlayan analar,babalar,eşler,çocuklar ve onların yakınları…ve onları sadece gözyaşıyla,boğazında bir yumrukla izleyen bizler de öyle diyoruz…Diyoruz da  ülkede birlik ve beraberliği sağlaması gereken en yetkilinin '’biz ve ötekiler' dediğini gördükçe, devlet malı deniz olmasına rağmen '’ domuzluk'’ yapılmaz demesi gerekenler tarafından "babalar gibi" üç kuruşa satıldığını gördükçe, birileri " laiklerin askeri şehit sayılmaz" dediğini duydukça, kendine kurşun sıkanların ayan beyan ortada gezindiklerini gördükçe, ’’ benim yerime mi ölmüş’’ demek cesaretini kendinde bulmuş olanların meclislere taşındığını gördükçe, gaflet ,dalalet ve hatta hıyanet içinde olunduğunu görüp ülkeyi emanet almışların gıkının çıkmadığını gördükçe, bırak şehitlik mertebesine ulaşmak için çalışmayı ,askerlik yapmamak için ÇÜRÜK raporları almış vicdanı çürüklerin bu ülkede bir eli yağda bir eli balda yaşadığını gördükçe  ve bıraktığı yetimlerin kimlerin eline kaldığını gördükçe şehitlerimiz bir değil ! bin kez ölmezler mi acaba….

DTP. defalarca pkk yı savunduğu halde ,hala o meclis çatısı altında kalmaya devam edebiliyorsa ve buna KİMSE bir şey yapamıyorsa şehitler yattıkları yerde elbette bin kez öleceklerdir…yakınları da buna içten içe isyan edeceklerdir….bizim ettiğimiz gibi….

 

‘’ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ ‘’ Beni de çağırsalar giderim….giderim de şu bizim vergilerimizle ödediğimiz maaşları cebine atan  pkk yandaşı milletvekilleri hala  pkk yı savunan dilleriyle  ötüp durmaya devam ediyorlarsa içimiz nasıl rahat edecek ?

 

 

ananne.net

.

 

 

Ben anne olmasaydım,hayal kırıklıklarında susmanın ve de sabretmenin bu kadar gerekli olduğunu bilemezdim.

Ben anne olmasaydım,ömrün siyah renklerini bu kadar beyazmış gibi göremezdim…

Ben anne olmasaydım,efkarımı neşeyle,umutsuzluğumu umutla yenip yarını bu kadar güçlü bekleyemezdim…

Ben anne olmasaydım,affetmenin kapısını bu kadar  açık tutamazdım… karşılıksız sevmenin yükünü bu kadar kolay çekemezdim…

Ben anne olmasaydım ,gecelerce uykumu bölen  gündüz düşüncelerinin nöbetlerinde bu kadar yalnız  bekleyemezdim…

Ben anne olmasaydım,çocuk yüzünde gülen gözler görmek için akıttığım göz yaşlarımı bu kadar içimde gizleyemezdim…

Ben anne olmasaydım,her fırtınanın ardından baharların geleceğini bu kadar….bu kadar erken öğrenemezdim…

Ben anne olmasaydım…..çoktan...çoktan bu dünyadan vazgeçerdim...

 

22.2.2008/gülden ışık

 

not:emelsen'in bloğuna eklediği bir yazı başlığından ilham alındı...

.

 

 

Cuma-Çarşamba arası İstanbul daydım.Bir yakınım varislerinden şikayetçiydi ve araştırarak bulduğu adrese giderek çare bulmak istiyordu.Ona yoldaş oldum.Gördüklerim ve izlediklerime bakarak diyorum ki ,varisten şikayetçi olanlar bu merkeze başvurarak güvenli bir şekilde bundan kurtulabilirler.

 

Op.Dr.Halit  Işıklar geliştirdiği RFS  ve patentini aldığı T-Fly  uygulamalarıyla varis tedavisinde en etkili yöntemler arasında bulunan köpük tedavisinde üstün başarılar elde etmiş bir doktor.

 

Yakınımın tedavisi  narkozsuz, acısız olarak gerçekleşti.Her uygulamadan  hemen sonra bir saatlik yürüme tavsiyesi alınarak eve  gidildi.Bu tedavi ,varisin durumuna göre bir veya birkaç şeansta uygulanıyor.

 

Tedavi geciktikçe hareket özgürlüğünü sınırlandıran ağrılar,yaşam kalitesini düşürmekte ve tedavi seçeneklerini azaltmaktadır.

 

ananne.net/gülden ışık

 

adres:
A1-Varis Merkezi
Sıraselviler Cad.Soğancı sok.13/6
34430 Taksim,İstanbul
tel: (90)212 252 84 54-55
faks:(90)212 251 12 72
E-mail:a1varis@hotmail.com

 

.

 

Nazi kalıntılarının hala yandaş bulup, sözüm ona ülkesini sevmek adına yaptıkları bu vahşet, kabul edilir gibi değil ! Milliyetçilik de bu değil !

O’nlar, bir zamanlar çalışmak için oraya davul zurnayla uğurladığımız Türk insanını, kucak açarak karşılamışlardı.
Ekonomilerine katkıda bulunan vatandaşlarımız, ne zamanki ev bark,torun sahibi oldular,çoğaldılar,göze batmaya da başladılar. Şimdi ‘’evine dön’’ naraları atıyorlar.

Görünen o  ki ,kendi işsizliklerine bahane olarak yabancıları görmek, kolaylarına geldi ve çözümmüş gibi ırkçılığı yeniden hortlatıyorlar.
Seneler önce Almanya’daki işini bırakıp Türkiye’ye dönen bir yakınım ‘’ onlar,çıkarlarına ters düşen durumlarda Türkler dahil hiçbir yabancıyı  sevmiyorlar ‘’diye anlatırdı.
Türkler, belli yerlerde ikamet edilmeye zorlanıyor, ekserisi şehir dışından ev alıyorlarmış.Çoğunluğu Türk mahallerinde oturuyor,bir arada yaşayarak kendilerini böyle güvende sanıyorlarmış.

Bu yangın faciasından çıkan sonuç;ırkçılığın kol gezdiği şeklinde. Sabotaj ihtimali gittikçe ağırlık kazanıyor.
Türk Devleti ,inceleme yapması için bakan ve polisini oraya gönderdi.Bu gün de sayın başbakanın gideceği gündemde.

Irkçılığı lanetliyor,yüreği yanan tüm vatandaşlarımıza Allah’tan sabır diliyorum.
Bir daha tekrarlanmaması için gerekli önlemlerin alınmasını tüm insanlık için  ,insanlığımız için istiyorum.

Milliyetçilik,ırkçılık demek değildir !

Vatanını sevmek,yabancıya ‘’evine git’’ demek değildir !

Nazi zihniyeti taşıyan tüm beyinlerin Allah belasını versin !

 

 

 

ananne.net./tulperde

 

.

 

 

''Hala bir umut vardı içimde.Ne çabukta bitirdi onca yılın hesabını.Kolayına mı geldi ne ayrılmak .Bunu kendi yapamamıştı da benden mi beklemişti .Kalbimi onaracak diye beklerken nasıl da bir anda yıkıp gitti !
Nasıl da inanmışım . Sevdiği ben değil ! tutunacağı bir dalmış meğer '' diye kendi ,kendine öfkeyle söylediklerini yine kendi dinliyordu.

Bunca hayal kırıklıkları, yanılgılarının çokluğundan yüreğini yordukça,içinden bir ses ''sevseydi bu kadar kolay kabullenmezdi ayrılığı ''diyordu . ''Hep ben uzattım ellerimi, hep ben dedim ,hadi bir şans daha.Sanıyordum ki bu kez de o isteyecek. Ah.!.ah ! ne kadar da gururluymuş , korkakmış.'' diyen iç sesine cevap’’bilememişsin’’olması canını yakıyordu. ‘’Şansına yükledi hep olmayanları. Zamanı,fırsatları iyi değerlendiremedi de yine kabul etmedin,bekledin hep.. bekledin.! iyi de ne zamana kadar ? Hiç sormadın ki’’ diyen yüreğine sadece gözyaşlarıyla teselli veriyordu .

Mantığı ,duygularını bastırmak için sürekli ‘’ Beklerken, seni mutlu edebildi mi ? Şikayetlerine sahip çıkabildi mi? İtirazlarında vurabildi mi masaya yumruklarını ? ‘’Hayır’’ diyerek direnebildi mi? Buna deymez miydin sen? Sense onun için ne çok şeylere göğüs germiştin. Hep kavga halindeydi seninle, senin her şeyi yoluna koyduğun halinle bile....o yüzden yarışa soktu kendini seninle, seni geçti işte...! orta yerde seni bırakarak ''git''dedin diye gitti.! Oysa o''git'' demeler ''gel''demenin fırtınasıydı , inadına gelmeliydi , inadına ….!
Sen ne için kavga ediyordun ,O ne yapıyordu ki zamansız tavırları, zamansız dargınlığı değil miydi seni üzen? En ihtiyacın olduğu anlarda senin yanında olabildi mi? Ne seni anlayabildi ne de anlamaya çalıştı...''hep ben,hep ben ''dedi.Aradıysan,aradı...’’Gel’’ dediysen ,geldi.Sevmek bu muydu..? Sen güldüğünde miydi sana gülmesi ’’ diyordu.

Yavaş ,yavaş kendine gelmişti sanki .Ağlamak iyi gelmişti.İç sesini dinlemek de öyle.

Beyaz bir kağıda şunları yazıp ,duvara astı ; ''Geçti artık. Geçti . Bu geç kalmalara şimdi ne desen boş . Yaşananları '' bir rüyaymış'' diyerek anmalısın ve bundan sonra da geriye bakmamalısın. Ayaklarını aldığın dersle öyle bir yere vurmalısın ki ,hızla umuda yükselmelisin. Varsın resimler, şarkılar anılara kalsın,sen yarınında artık başka resimleri,başka şarkıları hayatına çağırmalısın.Çünkü,mutluluğu hak ettin ''

.

 

 

Mümkün olsaydı size yeni bir dünya kurmak isterdim.

Özgürce yaşanan,yalansız,çıkarsız bir dünya.

Sevgileri olduğu gibi,güzellikleri yaratıldığı gibi yaşanan bir dünya.İnsanız ve insanlar bir kalıptan çıkmış metalar değil ki mümkün olsun bu.Herkesin kendi beyni,kendi gözü ,kulağı var ve diyor ki; ‘’bu Ben’im’’. Herkes ‘’Ben’im diyince milyonlarca Ben’ler ,fikirler çıkıyor ortaya .Milyonlarca da yanılgılar,yanlışlar bir o kadar da umutlar,doğrular çıkıyor.

Bunlardan biri de Ben’im .

Yanılgıyı,yanlışı,nefreti yaşadıkça dünyaya kızdım.Sevgiyi,doğruyu,umudu yaşadıkça dünyayı sevdim.

Ben nasılsam dünya da öyleydi işte . Değiştirmek çabası niye ?

Önce Ben olmayı sevmeliyiz.Dünya nasılsa zaten sevmeye hazır.

 

Çocuklarım,yıllar su gibi akıp gidiyor.Geriye baktığınızda ‘’ben yaptım ve iyi ki de yapmışım’’diyeceğiniz bir şeyleriniz olsun.Olsun ki bir gün benim gibi mutlu olasınız.

Ben ne mi yapmışım ? Ben hep sevmişim,hayal kurmuşum,umut içinde yorulmuşum,en güzeli de sizleri dünyaya getirmişim.

Sizlerde yapmak isteyip de yapamadıklarımı yaşamak istemişim.

Siz mutlu olduğunuzda mutlu olmuşum.Öğrenmişim.Öğretmişim.Sizlerin daha iyi bir insan olmanıza yardım etmeye çabalamışım hep,kendi insanlığım kadar.

 

Ne yaparsak yapalım yalanlar hep olacak.Yanlışlar da olacak ve doğrular,güzellikler bunların sayesinde güzel olacak.

Her şey aynı olsaydı,herkes aynı düşünseydi inanç,sabır,çalışmak,sevgi,nefret anlamını bulur muydu ? Sanmıyorum.

Dünya çelişkileriyle dünya,insanlar insanlıklarıyla insan.Ne yaparsak kendimize,kendimiz için.İyi bir hayat yaşamak istiyorsak akıllı olacağız.İstemiyorsak da aptal.

Bu kadar basit işte !

 

Dünya.Ah ! dünya ,Allah seni biz kulların kızdıkça ‘’yalan’’ desin diye mi yaratmış ne. Yalanı yalan olan insanlar bu gün yer üstündeyse, yarın altında olacaklar.İşte bütün mesele bu;altındakiler,üstünde olmuşların hesabını verirken,kolay mı,zor mu olacak? Bunu düşünmeliyiz.

Onun için insan gibi insan olmalıyız,insan gibi davranmalıyız çevremizdekilere.Bu korkudan değil!sevmekten olmalı.Olduğu gibi sevmeliyiz insanları.

Kusurlarını biz düzeltemeyiz ki uğraşalım, insanın kendisi isterse düzeltir ancak.

Kısacası biz başkalarıyla değil ! kendimizle uğraşmalıyız.

 

Başta ‘’mümkün olsaydı size yeni bir dünya kurmak isterdim’’ diye yazmışım,oysa yeni bir dünya değil aradığım.Anladım. İnsanlık aranıyor çocuklar ! insanlık…

Nereye gittiyse,gidiyorsa,gidiyor işte;bencilliğe,paylaşımsızlığa,sevgisizliğe doğru yol alıyor sanırım. Onun için yeni bir dünya aranıyor.

Orada da insanlar olacağına göre,bize yeni bir dünya değil ! çağdaş kafalar,düşünceli duygular,yontulmuş hoşgörüler lazım.

Bize insanlık lazım çocuklar.

 

Saat öğlen vakitlerinde.Hiç düşünmeden yazdım bu satırları.Kendimi,kendimce sorguladım’’ben insan mıyım’’ diye. Karar verdim;ben insanım.

İnsanları seviyorum;bana acı çektirdikleri için.

Hatalarımı seviyorum;bana doğruları buldurdukları için.

Yanlışlığa kızmıyorum;kendi yolumu gösterdiği için.

Kızgınlıklar,hayal kırıklıkları olmasaydı,şimdi bütün bunları sorgulama yetisine sahip olabilir miydim? Olamazdım.

Onun için ben her şeyi seviyorum.

Yaşamayı da bu yüzden istiyorum.

Sevgilerimle …Anneniz.

 

En güzel annelerin sitesi

 

2 Şubat /Pazartesi/1998

 

Gülden Işık/Zonguldak

.

 

 

Yazın bir ömre bedel kışın hırçın rüzgarların
Limanda kayaları kızgın döver  dalgaların 
Yedi tepen sırt sırta yeşil renkle kucaklaşır
Orta yerde bir deren kömür izlerini taşır.

 

Düz yerini arama seyri kolay yükseklerin
Bir tarafta denizin temmuzunda bile serin
Başı hep dumanlıdır çamlı kayın ormanların
Evler saklı içinde kıvrım,kıvrım sokakların

 

Fener yolunda zaman aşka yelken açanların
İlk buseyi çalıp da gören gözden kaçanların
Bir çayını  içmeyen acep var mı Emirgan’da
Lüks otele dönüşmüş eski hali kalmasa da

 

Kozlu Kilimli Devrek sana bağlı göbekleri
Filyos’ta antik şehrin yağmalanır geceleri
Çatalağzı’nda termik küle küllerini ekler
Kokaksu’da meydanın uçak kanadını bekler

 

Madenci anıtında ne çok fazla şehitlerin
Almışsın babaları öksüz kalmış bebeklerin
Kara elmasın için ocak bacaların tüter
Kapanmazsa ocaklar rızkın çalışana yeter.

 

Senden kopmaya hazır dillere destan Ereğli
Alaplı geri kalmaz O da O’nun ince beli
Çaycuma’nın yoğurdu türkülere konu olmuş
Gökçebey’de Herkime ağaç evlerine konmuş.

 

Bartın gitti elinden Amasra’n da ona kaldı
Karabük’te giderken Safranbolu’nu da aldı.
Kurucaşile Ulus bir, bir seni terk ettiler
Eflani’yle beraber büyüdükçe küçülttüler.

 

Gülden Işık /Zonguldak /7 Ocak 2008

ANANNE.NET

 

Merkez İlçe :

 

Merkez ilçe, ilin batısında, 637 kilometrekarelik bir alanda, Türkiye Taşkömürü Kurumu ve Çatalağzı Termik Santralının üretim ve işletme sahalarıyla iç içedir. Karadeniz’de yaklaşık 17 kilometrelik kıyısı olan merkez ilçe, aynı zamanda çevresinde yer alan belde ve köylerin de istihdam, ticaret merkezidir.

Zonguldak, Kozlu, Kilimli ve Çatalağzı’da farklı yerel yönetimler bulunmasına karşın, hem birbirlerine yakınlıkları hem de benzer sorunları yaşamaları nedeniyle, ilgili belediyelerce 1971 yılında Zonguldak Metropoliten Planlama Örgütü kurulmuştur.

Merkez ilçe sınırları içinde kalan toprakların büyük bir bölümü jeolojik yapı, topografik özellikler ve mülkiyetten kaynaklanan sorunlar nedeniyle yerleşime elverişli değildir. Mevcut yerleşimler doğrudan kömür üretim bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Taşkömürü üretiminin yapıldığı maden ocakları, ağırlıklı olarak merkez ilçe sınırları içinde yer almaktadır.

Merkez ilçe sınırları içinde mağara, orman alanları, trekking alanları, termal kaynak, sahil bandı gibi turizme konu olabilecek büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Gökgöl Mağarası, Harmankaya ve Değirmenağzı Şelaleleri, Göldağı, Ulutan ve Milli Egemenlik orman içi dinlenme alanları, Türkali, Göbü, Kapuz ve Ilıksu plajları özellikle yöre halkının rağbet gösterdiği alanlardır.

 

Alaplı :

 

İlçe topraklarının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı olan Alaplı ilçesi, Alaplı Irmağı’nın denize döküldüğü alanda kurulmuştur.

İlkçağda Cales adıyla bilinen Alaplı’nın tarihi Kdz.Ereğli ile özdeş olup, kalıcı izler Cenevizlilere dayanmaktadır. Cenevizlilerce ‘Somakol’ (som altın kolları) adı verilen ilçe, 1326’da Orhan Bey zamanında Osmanlı egemenliğine geçmiştir.

 

Alaplı Irmağı’nın oluşturduğu düzlüklerde buğday, mısır, arpa, patates, mevsimlik sebze-meyve, fındık, ceviz yetiştirilmekte, büyükbaş-küçükbaşhayvan, kümes hayvanı yetiştiriciliği, kültür balıkçılığı ve kıyılarda deniz balıkçılığı yapılmaktadır. İlçede son yıllarda iplik, tekstil, kereste, boru, profil, un ve fındık işleme fabrikalarının yanında, sandal, tekne ve gemi yapımı gibi endüstriyel faaliyetler de sürdürülmektedir.

Kocaman ve Belediye Plaj Tesisleri, Bölüklü Yayla, Kavukkavla piknik alanı yörenin en önemli turistik çekicilikleridir.

 

Çaycuma :

 

İlin tarıma en elverişli bölgesi olan Filyos Vadisi içinde yer alan Çaycuma, daha önceleri Çarşamba adıyla Devrek’e bağlı bir bucak iken 1944 yılında ilçe oldu.

Buğday, mısır, arpa, patates, mevsimlik sebze-meyve (seracılık) , küçükbaş-büyükbaş hayvancılık, kültür balıkçılığı, Filyos beldesinde deniz balıkçılığı ilçenin önemli tarımsal ver hayvansal gelirlerini oluşturur.

İlçede, 1970 yılında açılan ve ülkemizin üçüncü büyük kağıt fabrikası ola SEKA Çaycuma Kağıt ve Selüloz Fabrikası, Filyos Ateş Tuğla Fabrikası gibi kamu yatırımlarının yanında, tuğla, kiremit, briket, kireç, kereste, kum-çakıl, un, yem, konserve, süt ürünleri fabrikaları da bulunmaktadır. Çaycuma Organize Sanayi Bölgesi, Saltukova Havalimanı gibi son dönemde faaliyete giren tesisler, bölge halkının geleceği açısından önem taşımaktadır.

İlçenin en eski yerleşim birimi olan Filyos (Teion, Billaios) , Filyos Çayı’nın Karadeniz’e döküldüğü alanda kurulmuştur. Filyos, MÖ 3. yüzyılda ticari amaçla kurulmuş bir Milet kolonisidir. Kent ilkçağda Karadeniz’in kuzeyinden getirilen malların boşaltıldığı önemli bir ticaret merkeziydi. Çeşitli dönemlerde Roma, Bizans ve Cenevizlilerin hüküm sürdüğü beldede kale, açık hava tiyatrosu, su kemerleri, antik liman mendireği gibi kalıntılar bulunmaktadır.

 

Devrek :

 

Doğusunda Yenice, batısında Kdz.Ereğli ve Alaplı, kuzeyinde Gökçebey ve Zonguldak, güneyinde Mengen ile komşu olan Devrek, Batı Karadeniz Dağları ile Bolu Dağları arasında kalan dalgalı ve yer yer yüksek bir arazi üzerinde kurulmuştur.

Topraklarının önemli bir bölümü ormanlarla kaplı Devrek’te doğal yetişen kızılcık, mantar gibi orman altı bitkilerinin yanı sıra buğday, arpa, çavdar, mevsimlik meyve-sebze yetiştiriciliği, seracılık, kümes ve büyükbaş-küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, kültür balıkçılığı, kültür mantarcılığı gibi alanlarda üretim yapılmaktadır.

Kereste, yonga, levha-sunta, mermer, kireçtaşı, çivi, lastik ürünleri fabrikaları yörenin endüstriyel alandaki belli başlı yatırımlarıdır.

Bastonculuk yörenin simgesi olmuş el sanatlarındandır. Yaklaşık yüz yıllık geçmişi olan ve gövdesinde kızılcık, sapında ise genellikle ceviz ağacının kullanıldığı baston yapımcılığı günümüzde daha da geliştirilerek sürdürülmektedir.

Yedigöller Milli Parkı, Bostandüzü orman içi dinlenme alanı ve Milli Egemenlik Parkı yörenin en önemli rekreaktif alanlarıdır. Akarsularda olta balıkçılığı, orman alanlarında ise kara avcılığı yapılmaktadır.

 

Gökçebey :

 

Zonguldak-Ankara demiryolu üzerinde bulunan ve geçmişte Tefen Bucağı adıyla Devrek İlçesi’ne bağlı olan Gökçebey, 1990 yılında ilçe olmuştur.

İlçe son yıllarda sanayi alanında görülen yatırımlarla dikkati çekmektedir. Panel radyatör, seramik, yapı elemanları, kum-çakıl, kereste, deterjan, un, çiçekyağı fabrikaları, ilçenin önemli istihdam alanlarıdır.

Pamukdüzü, Kabalaklı, Çamlık gibi yerler yörenin başlıca piknik ve mesire yerleridir. Bakacakkadı beldesinde faaliyete başlayan 100.Yıl Atatürk Hizmet Köyü, yeme-içme tesisleri, konaklama tesis, havuz, spor tesisleri, yürüyüş ve piknik alanları gibi aktiviteleriyle ilimizin en göze çarpan turistik tesisi görünümündedir. Asar Tepesi ve Gaziler Köyünde kale, sütun ve mezar kalıntıları, Hacı Musa beldesinde ise ağaç işçiliğinin ürünü olan Herkime Evleri bulunmaktadır.

 

Kdz.Ereğli :

 

Doğal bir liman konumundaki Kdz.Ereğli, Megaralı ve Marıandynli kolonilerce kurulmuş, daha sonra adı Herakleia Pontica olmuştur. Frig, Kimmer, Lidya, Asur, Med, Makedonya, Roma, Bizans, Ceneviz ve Selçuklu uygarlıklarına mekan olan ilçe, 1320 tarihinde Orhan Bey zamanında Osmanlı egemenliğine geçmiştir.

Kdz.Ereğli yakınlarındaki Köseağzı mevkiinde kömürün bulunması ve maden ocaklarının işletmeye açılmasıyla birlikte yöre önem kazanmış, 1960’ta ülkemizin ikinci büyük demir çelik fabrikası olan Erdemir’in açılmasıyla bir sanayi kenti kimliğine kavuşmuştur.

İlçede antik çağdan ve daha sonraki uygarlıklardan kalan birçok tarihsel kalıntıya rastlamak hala olasıdır. Kale, sur duvarları, su kemerleri, deniz feneri, su sarnıcı, Ayasofya kilisesi, Bizans kilisesi, Halil Paşa Konağı, Hoca Nasrullah Efendi türbesi kentin tarihsel / kültürel geçmişinin izlerini taşımaktadır. Yarı tanrı Herakles’in (Herkül) Kerberus’la savaşımına mekan olan Cehennemağzı Mağaraları, hem ilkçağın önemli kehanet merkezi, hem de ilk Hıristiyanların gizli ibadet yeri olması gibi özelliklere sahiptir.

Kent içindeki parklar, Kırmacı,Çeştepe mevkileri, Kızılcapınar ve Gülüç baraj gölü çevresi, Belediye ve Erdemir plajları,Çavuşağzı, Kireçlik, Kandilli sahilleri yöre halkının rağbet ettiği başlıca rekreasyon yerleridir
 

 

 

 

.

« Önceki :: Sonraki »